Nereden çıktı bu cihat ve cihatçılar?

0
910

Aytek Soner Alpan

İlhamını ABD’den alan cihat propogandası

Cihat ve mücahitlerin, daha genel olarak da siyasal İslam’ın kaynağı aranıyorsa bunun için bakılması gereken yer emperyalist merkezlerdir.

Zaman o kadar hızlı akıyor ve insan aklını silmek için o denli kuvvetli bir makine işliyor ki sık sık yakın geçmişe dair hatırlatmalarda bulunmak şart.

Bu nedenle bir kez daha sormak gerekiyor: Nereden çıktı bu cihat ve cihatçılar?

İlahiyatla ilgili bir tartışmadan bahsetmiyorum. Zaten bunun bizi ilgilendirmemesi gerekiyor… Sorumuz ve sorunumuz siyasidir. Siyasi sorunları ilahiyat düzleminde çözmeye çalışmak, o düzlemde tartışmaya açmak siyasetin dinselleşmesinden başka bir sonuç doğurmuyor.

Bu nedenledir ki dinler kadar eski olan bellum sacrum (kutsal savaş) kavramının tarihiyle ilgilenmiyoruz. İlgilenmemiz gereken “modern” bir siyasal araç olarak cihadın nasıl ortaya çıktığıdır.

CİHADIN ARKEOLOJİSİ

Arkeoloji derken kastımız, cihadın modern bir siyasal araç olarak ortaya çıkışının hangi koşullarda gerçekleştiği, bu kavramın/eylemin nasıl evrildiği ve egemen sisteme nasıl eklemlendiğidir.

Cihadın bugünkü formuyla ortaya çıkışı için bir zaman belirlemek gerekirse, bunun 1970 ve ’80’ler olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür. Bu konuda gözlerin özellikle çevrilmesi gereken yer ise Afganistan’dır.

Günümüz cihadının kökleri 1978’de Sevr Devrimi sonrasında Demokratik Afganistan Cumhuriyeti’ne karşı girişilmiş ve çok genel hatlarıyla düşünüldüğünde bugün Suriye Arap Cumhuriyeti’ni hedef alan emperyalist komploya benzeyen bir komploya uzanmaktadır.

Afganistan’da ciddi iç sorunlar ve çelişkiler barındıran Sevr Devrimi ile birlikte, şeriatın lağvedilerek laik bir devlet yapısına geçilmesi, özellikle tarımda mülkiyet ilişkilerini derinden etkileyecek kapsamda bir toprak reformu yapılması, devlet çiftliklerinin oluşturulması, işçilerin sendikal haklarının tanınması, kadınlara eşit yurttaşlık haklarının tanınması gibi adımlar atılmıştır. Bunlara ek olarak, Afganistan sosyalizmle dost bir çizgiyi benimsemiş, 1978 yılının Aralık ayında SSCB ve Afganistan arasında bir dostluk anlaşması imzalanmıştır.

Emperyalizmin bu dönemdeki stratejisi, Sovyet iktidarına yakın sosyalist-halkçı tüm iktidarların ne pahasına olursa olsun, olası tüm araçlar seferber edilerek boğulmasıdır. Bu nedenle Afganistan’ın “düşmemesi” emperyalist strateji ile uyumlu ve bu açıdan son derece önemlidir. Tıpkı 1973’te Şili’de Allende yönetimine karşı yapıldığı, kısa süre sonra Nikaragua’da sandinistlere karşı girişilecek kirli ve kanlı savaşta olacağı gibi.

“Tüm araçlar seferber edilerek” derken abarttığım düşünülmesin… Bu konuda aklıma gelen en somut örnek tarihe “Irangate” olarak geçen skandaldır. 1986’da ABD’nin İran’a el altından silah satarak bundan kazanılan gelir ile Nikaragua’daki kontraları fonlamasıdır.

Dönelim Afganistan’a… Afganistan’ın “düşmemesi” için seferber edilen silah, cihattır.

Afgan karşı-devrimci güçlerin merkezi kısa süre içerisinde Pakistan, özellikle de Pakistan’ın Peşaver şehri olmuştur. Karşı-devrimci güçlerden kasıt, esas olarak “Müslüman Kardeşler” esinli çeşitli islamcı gruplarla “Ebedi Ateş” gibi islamcılarla mukayese edildiğinde daha küçük olan maocu örgütlerdir.

Bu grupların ABD’nin ilgi alanına girmesi için çok zaman geçmesi gerekmez. Zaten, ABD özellikle Mısır’da Müslüman Kardeşler’le ve onun bölgedeki uzantılarıyla 1950’lerden itibaren yakın temas içine girmiş, 1970’lerin başından itibaren bu ilişki derinleşmiş ve bu tarihlerden itibaren Ortadoğu’da halkçı/sosyalist iktidarlara yahut bu yöndeki toplumsal hareketlere karşı “İslam” kartını kullanmak bir emperyalist strateji olarak belirginleşmiştir.

1968 yılında ANT dergisinde Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki yapılanması böyle gösterilmiştir.

Müslüman Kardeşler ve Pakistan’da doğrudan devlet tarafından desteklenen Cemaat-i İslami aracılığıyla Pakistan’a iltica etmiş olan karşı-devrimci Afganlar mobilize edilir. Bunlar arasında en dikkat çeken grup, Türkiye kamuoyunun da yakından tanıdığı Gulbeddin Hikmetyar’ın kurduğu ve yönettiği, Taliban ile son derece geçişkenlik gösteren ve pek çok noktada yakın zamana kadar (Eylül 2016) birlikte hareket eden Hizb-i İslami’dir.

Bu dönemde karşı-devrimci Afganları eğitmek, denetlemek, yönlendirmek amacıyla ABD’li “uzmanlar” da sıklıkla Pakistan’a gider olmuş, modern cihat kavramının ortaya çıkması için maddi ve entelektüel destek sunmuşlardır. Mücahit sözcüğünün uluslararası literatüre girişi bu dönemde ve bu vesileyledir. Mücahitler, “Sovyet işgali”ne karşı mücadele eden özgürlük savaşçılarıdır. Cihat, ise bu özgürlük savaşının adıdır.

“Modern” cihat ve cihatçı, Soğuk Savaş koşullarında, CIA fonlarıyla komünizmle mücadele etmek için icat edilmiş kategorilerdir.

1979’da ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski’nin Pakistan’a yaptığı ziyaret ABD’li güvenlik uzmanlarının bölgeyi ziyaretlerinin en üst düzey olanlarındandır. Brzezinski’nin Afganistan – Pakistan sınırında mücahitlere seslendiği konuşmadan bir bölüm aktaralım. Brzezinski, meşhur Leh aksanı ile çevirmesi için tercümanına şunları söyler:

Allah’a olan derin inançlarını biliyoruz ve mücadelelerinde başarılı olacaklarına eminiz. Şurada gördüğünüz topraklar sizindir. Bir gün oraya geri döneceksiniz, çünkü kavganızda muzaffer olacaksınız. Evlerinizi, camilerinizi geri alacaksınız. Çünkü haklı bir mücadele veriyorsunuz ve Allah sizin yanınızda.

Aynı ziyaret esnasında Brzezinski şöyle der: “Pakistanlılarla koordinasyon içinde olmamızın sebebi Sovyetlerin olabildiğince çok ve uzun süre kan kaybetmesini sağlamak.”

Afgan mücahitlerin zaferi için CIA destekli muazzam bir propaganda makinesi işlemeye başlar. Afişler, broşürler, dergiler, gazeteler, bildiriler… Her ne kadar Sovyetler Birliği ve Afganistan yönetimi ile dalga geçen materyaller bulunsa dahi,”cihat” kavramını ve “mücahitleri” öne çıkaran görsel malzemeler ağırlıktadır.

Emperyalistlerin fonladığı mücahitler, en üst düzeyde ilgi görmektedirler. Demir Lady lakaplı İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, 1981’de mücahitleri Afganistan-Pakistan sınırında ziyaret eder. 1500 mücahide hitaben yaptığı konuşmada mücahitlere 2 milyon sterlin değerinde silah yardımı daha yapacaklarının sözünü verir ve “hür dünyanın yüreği sizinle birliktedir” der.

Thatcher’ın konuşması coşku ve tekbirlerle karşılanır.

1983 yılında bu kez ABD Başkanı Ronald Reagan mücahitlerin temsilcilerini Beyaz Saray’da ağırlar.(1) ABD ile ilişkiler o denli sıcaktır ki Hikmetyar’la bir süre yol arkadaşlığı yapmış olan ve Taliban’ın ruhani lideri olarak görülen, aynı zamanda Usama bin Ladin’in de “Şeyh Baba” dediği Muhammed Yunus Halis, bir Washington ziyareti esnasında ABD Başkanı Reagan’ı şakayla karışık İslam’ı kabul etmeye davet edecektir.

Ronald Reagan 1983’te Afgan mücahitleri Beyaz Saray’da Oval Ofis’te ağırlamıştı.

ABD’nin aralarında Suudi asıllı Usama bin Ladin’in de olduğu mücahitlere desteği yıllar boyunca sürecektir.

İngiliz The Independent gazetesinde Robert Fisk imzalı 4 Ağustos 1993 tarihli Usama bin Ladin üzerine bir haber: “Sovyet karşıtı savaşçı ordusunu barış yoluna sürüyor”

MÜCAHİT KUŞAKLAR: “CEMİL CİHADA GİTTİ”

11 Eylül sonrasında, ABD’li gazeteciler tarafından ülkelerinin cihatçılara verdiği destek kontrollü olmakla birlikte sıklıkla gündeme getirilen bir başlık olageldi. Bu tartışmalar esnasında en önemli bulgulardan biri ABD’nin yalnızca mevcut islamcılardan mücahit türetmediği, cihadın geleceğini de “güvence altına alacak” şekilde çocuk yaştan yeni mücahit kuşaklar yetiştirdiğiydi.

Nasıl mı?

Eğitimle…

Pakistan’ın Peşavar şehrinde bulunan ve Afgan mücahitler tarafından işletilen “Afganistan Eğitim Merkezi,” temel olarak ABD’nin Nebraska Üniversitesi ve bu üniversitenin Afganistan Çalışmaları Merkezi’nin bir uzantısıydı. Cihatçıların sürgündeki eğitim bakanlığıydı. Kitap basıyor, dağıtıyor, eğitim veriyordu. Merkezin dağıttığı ders kitapları, Nebraska Üniversitesi tarafından hazırlanıyordu. Bu amaçla üniversitenin 1984-1994 yılları arasında 51 milyon dolarlık bir fon aldığı 2002 yılında Washington Post gazetesi tarafından ortaya çıkarıldı.

Peki bu kitapların içeriğinde ne vardı?

Bu konuda en ilginç çalışma Craig Davis tarafından 2002 yılında World Policy Journal’da yayımlandı. Afganistan’daki ders kitaplarının içeriğini inceleyen çalışmasında Davis örneğin birinci sınıf alfabe kitabından ABD’lilerin müstakbel mücahitlere Farsça alfabeyi nasıl öğrettiğiyle ilgili şu örnekleri okuyucularla paylaşıyor:

Elif (A): Allah – Allah birdir.

Be (B): Baba – Baba camiye gidiyor.

Pe (P): Penc (Beş) – İslam’ın şartı beştir.  

Te (T): Tüfek – Cevat mücahitlere tüfek sağlıyor.

Cim (C): Cihat – Cihat farzdır. Annem cihada katıldı. Ağabeyim mücahitlere su verdi.

Dal (D): Din – Dinimiz İslamdır. Ruslar İslam dininin düşmanıdır.

Je (J): Müjde – Mücahitlerin füzeleri Rusların üzerine yağmur gibi yağıyor. Ağabeyim Rusların ülkemizde yenilgiyi tattıkları müjdesini verdi.

Şin (Ş): Şakir – Şakir kılıçla cihat ediyor. Allah Rusların yenilgisinden memnun oluyor.

Zal (Z): Zulüm – Zulüm haramdır. Ruslar zalimdir. Zalimlere karşı cihat yapıyoruz.

Vav (V): Vatan – Bizim vatanımız Afganistandır. Mücahitler ülkemizin namını yürütüyor. Müslüman halkımız komünistleri yeniyor. Mücahitler sevgili vatanımızı özgür kılıyor.

Alfabe kitabından “Cim” harfi sayfası. Örnek sözcük: Cihad “Cihat, farzdır. Cemil cihada gitti. Ben de cihada gideceğim”

Üçüncü sınıf edebiyat ders kitabında ise “Cihad” başlıklı okuma parçası şu görsellerle birlikte çocuklara okutuluyor:

Üçüncü sınıf edebiyat kitabından “Cihad” başlıklı okuma parçası

CIA, Afgan çocuklara sayı saymayı nasıl öğretiyordu dersiniz? İşte matematik kitabından bir kaç sayfa:

Birinci sınıf matematik kitabı

Nebraska Üniversitesi’nin hazırladığı matematik kitabı sayesinde Afgan çocuklar sayı saymayı silahlar, kurşunlar, kasaturalar, mayın ve bombalarla öğreniyor. Alın size pedagoji!

Matematik kitabından dört işleme dair kimi örneklerse şöyle:

10 ateistten 5’i 1 Müslüman tarafından öldürülürse geriye 5 ateist kalır.

5 tabanca + 5 tabanca = 10 tabanca

15 kurşun – 10 kurşun = 5 kurşun

Son bir örnek de beşinci sınıf edebiyat kitabından… “Hikayat” başlıklı metin şöyle başlıyor:

Sevgili öğrenciler, size bir grup mücahidin dikkatsizliği nedeniyle bizim topraklarımızda peydah oluveren ateist Ruslar tarafından işlenen suçların hikayesini anlatacağım. İyice dinleyiniz ve dikkatsizliğin ve ilgisizliğin sonuçlarının neler olabileceğini kavrayınız.

Bu durumun ortaya çıkması üzerine ve ABD “teröre karşı savaş” konseptiyle hegemonyasını yeniden tesisi uğraşında olduğundan geçtiğimiz yıllarda bu kitaplardan şiddet öğelerini arındırmak için çeşitli projeler başlatıldı. UNICEF, yarım milyondan fazla kitabı imha etti. Yeni ders kitapları basıldı. Ancak eski ders kitaplarının merkezi Afgan hükümeti tarafından olmasa da Taliban tarafından hala kullanıldığı ve Kabil’de bile kolaylıkla bulunabildiği belirtiliyor.

EMPERYALİZMİN MODERN SİLAHI OLARAK CİHAT

Bu elbette Afganistan’la sınırlı bir proje değildi. Reina saldırısından sonra bir dizi Orta Asya ülkesinin, Kafkas Bölgesi’nin, Doğu Türkistan’ın adının geçmesi tesadüf değil. Bu bölgelere yine aynı “endoktrinasyon” uygulandı. Şimdilerde her gün ABD tarafından “terörle mücadele” için bombalanan Afganistan ve Pakistan’dan çevre ülkelere yayıldı.

İktisadi, siyasi, beşeri ve toplumsal boyutları olan bu proje emperyalizmin krizi derinleştikçe kontrolden çıktı. Ele avuca sığmaz hale geldi… Bugün, emperyalist merkezlerin, daha önce de söylediğimiz gibi, kendi güçlerini yeniden tesis edebilmek için “islamcı terörle mücadele” naraları atmaları bu temel gerçeği gizlememelidir.

ABD ilhamlı cihat: Özgürlük meşalesi de cihadın görsel propaganda unsurları arasında.

Cihat ve mücahitlerin, daha genel olarak da siyasal İslam’ın kaynağı aranıyorsa bunun için bakılması gereken yer emperyalist merkezlerdir. Bunun sebebini ABD’li gazeteci Ben Norton şöyle açıklıyor:

Ortadoğu tarihindeki laik ülkelerin çoğunun bir çeşit sosyalist olması tesadüf değildir. Diğer taraftan, en gerici — kadınlara eşit hakların verilmediği, yasal düzenin şeriata dayandığı — ülkeler genellikle Batı’nın yakın müttefikleri olmaya eğilimlidirler. Niçin? Batı, sosyalizm koşullarında gelişen laikliğe, cinsiyet eşitliğine, göreli iktisadi eşitliğe alan açmaktan ziyade kapitalizmi korumakla çok daha yakından ilgilenmiştir.

Dolayısıyla, sonuç olarak diyebiliriz ki: Bunlar için “modern” sıfatını kullanmak her ne kadar çelişkili gibi görünse de cihat ve mücahitler kapitalizmi ayakta tutabilmek için emperyalizmin yakın geçmişte kuşandığı ve insanlığın başına sardığı kirli silahlardır.


(1) Reagan’ın bu görüşmede “sizler bizim kurucu babalarımızın ahlaki dengisiniz” dediği sıkça söylenir. Reagan bu sözü mücahitler için değil, Nikaragua’da sandinistlerle savaşan kontralar için söylemiştir.

Aytek Soner Alpan

sol.org

CEVAP VER