İkiyüzlü Avrupa Başkanlığa ‘Evet’ Diyor

0
613
Sahi ne oldu da bugün Almanya veya Hollanda daha önce her kamusal alanında mitinglerine izin verdiği AKP iktidarının temsilcilerine şimdi engel koyuyor?

Çağlar Ezikoğlu*

Önce Almanya sonra Hollanda ile devam eden ‘AKP iktidarının temsilcilerini 16 Nisan 2016 referandumu süresince ülkelerinde konuşturmama’ kararları Türkiye’nin gündemini bugünlerde fazlasıyla meşgul ediyor. Özellikle AKP kanadından Avrupa ülkelerine ‘ifade özgürlüğü ve demokrasi’ temelinde ciddi eleştiriler arka arkaya geldi. AKP’nin birden bire aklına gelen ifade özgürlüğü ve demokrasi gibi kavramlar ile yapılan bu eleştirilerin aslında tipik bir ‘ele verir talkımı kendi yutar salkımı’ anlayışının tezahüründen ibaret olduğunu bilmeyen yok. Ama yazıda AKP’nin düştüğü bu çelişkileri ele almaktan ziyade Avrupa devletlerinin özellikle son yıllarda içine düştüğü ikiyüzlülüğünün nasıl zuhur ettiğini göstermeye çalışacağım. Sahi ne oldu da bugün Almanya veya Hollanda daha önce her kamusal alanında mitinglerine izin verdiği AKP iktidarının temsilcilerine şimdi engel koyuyor? Bu Avrupa devletleri, iktidarın otoriterleşmesine giden yolda seneler boyunca neden adam akıllı tek bir eleştiri dahi getirememişken, bugün bunları hatırlayıp böylesine yasaklar koymayı düşünüyor? Aslında cevap basit, gerek Avrupa ülkeleri gerekse ABD, Türkiye’yi 2007-2008 Ergenekon süreçlerinden bu yana dizayn etme sürecinde yeni bir aşamaya geçtiler. Bu aşamanın son perdesi ise, laik üniter Cumhuriyet’in lağvedilip yerine Başkanlık Sistemi’nin getirilmesi. Anlamayanlar olabilir, Avrupa ülkeleri son günlerde her fırsatta Erdoğan’ı eleştirirken, Başkanlığa destek mi oluyor ne alaka diye soran olabilir. Aslında süreci geriden takip edersek, belki bu kafa karışıklığına da yanıt bulabiliriz.

Ergenekon-Balyoz Kumpasçıları sadece içeride değil!

Silahlı Kuvvetler, resmi ve gayri resmi mekanizmalar yoluyla, uygun olmayan şekilde siyasi nüfuz kullanmaya devam etmiştir. Silahlı Kuvvetlerin kıdemli mensupları, çeşitli vesilelerle Kıbrıs, etnik köken, Güneydoğu meselesi, laiklik, siyasi partiler ve diğer askeri olmayan konular dâhil olmak üzere yetki alanları dışında kalan iç ve dış politika konularında görüşlerini açıklamışlardır. Genelkurmay, siyasi partilere ve medyada çıkan haberlere kamuoyu önünde defalarca tepki göstermiştir. Nisan ayındaki bir basın açıklaması sırasında Genelkurmay Başkanı, Ergenekon davası ve iddianamesi hakkında yorumda bulunmuş, dolayısıyla yargıyı baskı altında bırakmıştır. Silahlı Kuvvetlerin bazı kıdemli mensupları, yargılanmakta olan askeri personeli desteklemişlerdir.[1]

Bu ifadeler Avrupa Komisyonunun yayınladığı 2009 Türkiye İlerleme Raporu’ndan. 2010 Türkiye İlerleme Raporu’nda ise, Ergenekon davası ve diğer darbe planlarına yönelik soruşturmaların Türkiye’de demokratik kurumların işleyişini ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmek için fırsat olarak kullanılması istenmişti. Yani Avrupa ülkeleri bu dönem yapılan bütün hukuksuzluklar karşısında iktidarın yanında saf tutarak, süreci demokratikleşme girişimi adı altında temize çıkarma vazifesini yerine getiriyordu. Hatta AB bir adım daha ileri giderek, 2010 raporunda, iktidarın otoriterleşme sürecindeki en büyük adım olan 2010 Anayasa değişikliklerini defalarca övmüş ve bu değişikliklerin son derece doğru bir adım olduğunu vurgulamıştır. Bu süreçte Avrupalı siyasetçiler de yekvücut Erdoğan’ın arkasında durmuştur. Örneğin şu günlerde her fırsatta Erdoğan’ı yerden yere vuran Alman Yeşiller Partisi’nin önde gelen isimlerinden Claudia Roth 2008 yılında, daha sonra ülkeden kaçacak olan Ergenekon savcılarını “Hepsi birer kahraman” diye tanımlamış, söz konusu davalarının işleyişini “Son derece sağlıklı” bulduğunu ifade etmiş ve “AKP ne zaman güzel bir şey yapsa insanlar bunun altında bir bit yeniği olduğunu düşünüyor” demiştir.[2]

Avrupa ‘Evet’e Çalışıyor

Avrupa’nın da temellerini atarken büyük destek sağladığı bu otoriterleşme süreci bir süre sonra onların da kontrolünden çıkmış ve Avrupa devletlerinin Erdoğan’dan kurtulma isteğine dönüşmüştür. Ama bu istek hiçbir zaman Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi için yapılmamıştır. Mesele tamamen Türkiye üzerinde tahakküm kurma ve Avrupa ülkelerinin çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin hareket etmesi gayesinden öteye gidememiştir. En basit bir örnek ile yaşanan mülteci krizini AB ülkelerine bir şantaj malzemesi olarak kullanan AKP iktidarı karşısında Avrupalı liderler çıkarları doğrultusunda hareket ederek iktidar ile garip bir ortaklığa girişmişti. Özellikle 2013’den sonra dozunu son sürat arttıran anti-demokratikleşme sürecine Avrupa’dan ciddi bir tepki hiçbir zaman gelmemişti. Peki bugün ne oldu? En son Hollanda Başbakanı’nın ‘kamusal alanlarımız, başka ülkelerin siyasi propaganda araçlarına alet olamaz’ açıklaması neden bugün yapılıyor? Hatta şöyle soralım; ‘eeeyyy Avrupalı liderler, Recep Tayyip Erdoğan 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Avrupa ülkelerinde sizin kamusal alanlarınızda meydan meydan miting yaparken, siyasi propaganda yapmıyordu da kültürel aktiviteler mi gerçekleştiriyordu? O zaman Erdoğan demokrattı da bugün birdenbire mi otoriter oldu? Aslında bu bile Avrupa’lıların ikiyüzlülüğünü bize gösteren açık bir örnek.

Fakat meseleyi ‘Avrupalılar Başkanlık sistemine karşı, bu yüzden şimdi böyle bir tepki veriyorlar’ noktasına getirmeyeceğim. Zira bu olaylara kadar hiçbir Avrupalı liderden veya siyasetçiden Başkanlık sistemini getiren Anayasa değişikliğine karşı açık ve net bir karşı duruş göremedik. 2010’daki Anayasa değişikliğine açıktan verilen destekler bugün sessiz kalınarak zımni bir desteğe evrilmiş durumda. Ama Avrupa ülkeleri bugün Başkanlığa destek noktasında bir adım daha attı. Bu konuşma/miting yasaklarını ortaya atarak hem gurbetçiler arasında AKP’nin mağduriyet rolünü perçinleyerek onların Başkanlığa desteğini kuvvetlendirdi, hem de içerde özellikle ‘kararsız’ olan kitle üzerinde iktidarın ‘üst akıl, Avrupa vs. herkes bize düşman, gelin bize destek olun’ algısını tekrar kuvvetlendirmiş oldu.

Ne ilginçtir ki iktidarın ‘hayır’ kategorisine soktuğu PKK-FETÖ gibi terör örgütleri de, üst aklın içinde olan Avrupa ülkeleri de açık ve net bir biçimde ‘Hayır’ demiyor. Ve daha da ilginci, ‘Evet’çilerin seçmenleri konsolide edebilmesi için olabildiğince fırsat vermeye devam ediyorlar. İşte Avrupa ülkelerinden gelen bu yasak haberlerinin de bu bağlamda değerlendirilmesi kanaatimce pek de yanlış bir tespit olmayacaktır…

*Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı, Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

Kaynakça;

[1] http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2009.pdf

[2]http://www.hurriyetdailynews.com/where-is-the-47-percent-that-voted-akp-asks-claudia-roth.aspx?pageID=438&n=where-is-the-47-percent-that-voted-akp-asks-claudia-roth-2008-07-25