İki Nobel Ödüllü kadın; Marie Curie

0
1630

Curie Marie

Uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfetti. Toryumun radyoaktif özelliğini buldu ve radyum elementini ayrıştırdı.

Radyoloji bölümünün kurucusu. Nobel ödülünü alan ilk kadın ve bu ödülü iki kere kazanan ilk bilim insanı. Yüksek dozda radyasyona maruz kaldı, bu yüzden kan kanseri oldu, öldü.

Not defterinden hala radyasyon yayıldığı söyleniliyor.

Ad:  Marie Curie1.jpg
Gösterim: 103
Boyut:  45.5 KB

MARİA SKLODONVSKA
(d. 7 Kasım 1867, Varşova – ö. 4 Temmuz 1934, Sallanches yakınları, Fransa)

radyoaktiflik üzerine çalışmalarıyla iki kez Nobel Ödülü kazanan Polonya asıllı Fransız fizikçi.

1903’te Nobel Fizik Ödülü’nü Henri Becquerel ve eşi Pierre Curie ile paylaşmış, 1911’de ise Nobel Kimya Ödülü’nü tek başına kazanmıştır.
Henüz küçük bir çocukken son derece güçlü belleğiyle dikkati çeken Maria Sklodovvska, ortaöğrenimini bir Rus lisesinde gördü ve 16 yaşında altın madalya ödülüyle mezun oldu. Matematik ve fizik öğretmeni olan babası, tüm varlığını başarısız yatırımlarda yitirdiğinden, Maria hemen üniversite öğrenimine başlayamadı. Özel dersler vererek aile bütçesine katkıda bulunurken, bir yandan da Leh gençlerinin oluşturduğu gizli milliyetçi “özgür üniversite”de kadın işçilere lehçe kitaplar okudu. On sekiz yaşında varlıklı ailelerin yanında özel öğretmenlik yapmaya başladı, bu arada mutsuz bir aşk yaşadı. Kazandığı parayla Paris’te tıp öğrenimi gören kızkardeşi Bronia’nın giderlerini karşıladı.

1891’de Paris’e giderek Sorbonne’da Paul Appel, Gabriel Lippmann ve Edmond Bouty’nin derslerini izlemeye başladı. Orada Jean Perrin, Charles Maurain ve Aime Cotton gibi ünlü fizikçilerle tanıştı. Bu dönemde, bir öğrenci mahallesinde tuttuğu çatı katında oldukça yoksul bir yaşam süren Sklodowska, sabahlara değin sürdürdüğü zorlu bir çalışma sonunda, 1893’te fizik lisansı sınavını başarıyla vererek Lipp- mann’ın araştırma laboratuvarında çalışmaya başladı ve 1894’te de matematik lisansı sınavını ikincilikle verdi. Aynı yılın ilkbaharında Pierre Curie’yle tanıştı.

25 Temmuz 1895’te evlenen Marie ve Pierre Curie, yıllar boyu sürecek verimli bir işbirliğinin temelini de atmış oluyorlardı; nitekim birlikte, 1898 yazında polonyumu (Marie anayurduna ithafen buluşlarına bu adı verecekti), birkaç ay sonra da radyumu bularak bilim tarihinde yeni bir çığır açacaklardı. Hazırlayacağı tez için özgün bir konu arayan Marie Curie, Henri Becquerel’in 1896’da keşfettiği yeni bir olgudan kalkarak (sonradan bu olguya “radyoaktiflik” adını verecekti), uranyumda rastlanan bu özelliğin öteki elementlerde de bulunup bulunmadığını araştırmaya girişti. Bir süre sonra, toryumun da aynı özelliğe sahip olduğunu G. C. Schmidt ile aynı zamanda buldu.

Daha sonra çalışmalarını mineraller üzerinde yoğunlaştıran Curie, katışkısız uranyuma oranla çok daha etkin (aktif) bir madde olan pekblendi (uranyum oksit minerali uranititin şekilsiz, kara ve ziftli bir türü) incelemeye başladı. Pekblendin bu yüksek etkinlik özelliği, cevher içinde az miktarlarda bulunan, çok etkin bilinmeyen bir başka maddeye bağlanıyordu. Marie Curie’nin sorunu çözmek için giriştiği araştırmalara eşi Pierre de katıldı ve ortak çalışmalarının sonucunda polonyum ve radyum elementlerini buldular. Pierre Curie, temel olarak yeni ışınım türlerinin fiziksel özelliklerini araştırırken, Marie Curie de metal halde katışkısız radyum elde etme çalışmalarına girişti ve bir süre sonra eşinin öğrencilerinden A. Debierne’in de yardımıyla başarıya ulaştı. Araştırmalarından elde ettiği sonuçlara dayalı olarak hazırladığı Recherches sur les substances radioactives (Radyoaktif Maddeler Üstüne Araştırmalar) başlıklı teziyle Haziran 1903’te doktora derecesini alan Marie Curie, ayrıca Pierre ile birlikte Royal Society’nin Davy Madalyası’yla ödüllendirildi. İki bilim adamı radyoaktifliğe ilişkin çalışmalarıyla da 1903 Nobel Fizik Ödülü’nü Becquerel ile paylaştılar.

1897 ve 1904’te kızları irene ve Eve’in doğumu Marie’nin yoğun bilimsel çalışmalarını engellemedi. 1900’de Sevres’deki Yüksek Öğretmen Okulu’nun (Ecole Normale Superieure) kız öğrencilerine fizik dersi vermeye başladı ve burada deneysel çalışmaya dayalı yeni bir öğretim yöntemi geliştirdi. Eylül 1904’te Pierre Curie’nin yönettiği laboratuvara başasistan olarak atandı.
19 Nisan 1906’da Pierre Curie’nin bir trafik kazasında ölmesi Marie’yi derinden sarstı; ama bu olay aynı zamanda onun meslek yaşamında bir dönüm noktası oluşturacak ve Marie Curie artık kendisini tümüyle bilimsel çalışmalarına adayacaktı. 13 Mayıs 1906’da Curie, eşinin ölümüyle boşalan Sorbonne Üniversitesi’nin fizik kürsüsüne atandı ve bu üniversitede ders veren ilk kadın öğretim görevlisi oldu. 1908’de profesörlüğe yükseltildi ve 1910’da radyoaktiflik üzerine gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalarını yayımladı. Katışkısız radyum elde etmeyi başarması nedeniyle de 1911’de Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı. 1914’te Paris Üniversitesi Radyum Enstitüsü’nün kurulmasına öncülük etti.

Bio_Mini-Bios_Marie-Curie_SF_HD_768x432-16x9
I. Dünya Savaşı sırasında Marie Curie, kızı irene ile birlikte, Fransız ordusunda radyoloji servislerinin kurulmasına yönelik çalışmalar yaptı. 1918’de Radyum Enstitüsü’nün tüm hazırlıkları tamamlanmış ve Curie’nin yönetimi altında, Irene’in de dahil olduğu güçlü bir çalışma kadrosu kurulmuştu; bu kuruluş kısa süre içinde nükleer fizik ve kimya dalında uluslararası üne sahip bir merkez durumuna gelecekti. Bu dönemde ününün doruğuna ulaşan ve 1922’de Tıp Akademisi’nin üyeliğine seçilen Curie, bundan sonraki çalışmalarını radyoaktif maddelerin kimyasal yapılarının araştırılması ve bu maddelerin tıp alanındaki uygulamaları üzerinde yoğunlaştırdı.

Ad:  Marie Curie4.jpg
Gösterim: 91
Boyut:  86.1 KB

1921’de Marie Curie, iki kızıyla birlikte Amerika’ya görkemli bir ziyaret yaptı ve burada Başkan Warren G. Harding kendisine Amerikan kadınlarının aralarında topladıkları parayla satın aldıkları 1 gr radyumu armağan etti. Curie, Belçika, Brezilya ve Çekoslovakya’ya da geziler düzenleyerek buralarda dersler verdi. Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından Uluslararası Düşünsel İşbirliği Komisyonu’nun üyeliğine getirildi. Ayrıca, Paris’te Curie Vakfı’nın kurulmasına öncülük etti ve Varşova’da kızkardeşi Bronia’nın yönetimindeki Radyum Enstitüsü’nün açılışını yaptı.

Marie Curie’nin en önemli katkılarından biri de, yalnızca hastalıkların iyileştirilmesi için değil, aynı zamanda nükleer fizik araştırmalarına kaynak sağlamak amacıyla radyoaktif elementlerin biriktirilmesinin zorunluğunu göstermesiydi. Onun bu çabalarının sonucunda toplanan radyoaktif maddeler, 1930’lardan sonra geliştirilen parçacık hızlandırıcılarının ortaya çıkmasına kadar yararlanılan yegane kaynak oldu. Paris Radyum Enstitüsü’nün yıllarca radyum D ve polonyum toplayarak biriktirdiği 1,5 gr radyum, 1920’lerin sonlarında ve 1930’ların başlarında gerçekleştirilen deneylerin ve bu arada irene Curie’nin, 1926’da evlendiği Frederic Joliot ile birlikte (bak. Joliot- Curie, Frederic ve irene) yürüttüğü araştırmaların başarıya ulaşmasında önemli rol oynadı. Bu çalışmalar, Sir James Chadwick’in nötronu bulmasına, özellikle de 1934’te irene ve Frederic Joliot-Curie’lerin yapay radyoaktifliği keşfetmelerine giden yolu açtı.

Marie Curie bu buluştan birkaç ay sonra radyoaktif ışınların neden olduğu kan kanserinden öldü. Fiziğe olan katkıları yalnızca, kendisine iki Nobel Ödülü getiren çalışmalarıyla değil, aynı zamanda kendinden sonra gelen nükleer fizikçiler ve kimyacılar kuşağı üzerinde bıraktığı kalıcı etkilerle belirlenen Marie Curie, bilimsel buluşların hiçbir karşılık beklemeksizin insanlığın hizmetine sunulması gerektiğini ölünceye değin inançla savunarak bilim tarihindeki yerini almıştır.

 

kaynak: Ana Britannica

CEVAP VER