“Hakan ve hatun buyuruyor ki”

0
1061

ARAP ETKİLERİNDEN ÖNCE TÜRK TÖRESİNDE KADIN

Kadın, erkeğin her türlü faaliyetlerine iştirak ederdi.

Siyasi ve idari faaliyetlerinde, en üst kademelerde bulunurlardı. Örnek vermeye, Orhun kitabelerinden başlamak gerek;

“Türk Milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olarak” ifadesiyle, Türk Milletine kurtarıcı olarak yalnız Kağanın değil, Kağan-Hatun ikisinin gönderildiğini belirtmektedir. İdari hayatta bu ikili, devlet yönetiminde her zaman beraberdi.

Nasıl ailede kararları, karı-koca alıyorsa, devlet idaresinde de kararları, hatun-kağan alıyorlardı. Kağanlar, yabancı devlet elçilerini hatunla birlikte kabul ederdi.

Kabul törenlerinde, ziyafetlerde hatun, hakanın solunda oturur, siyasi, idari, askeri konulardaki görüşmeleri dinler, fikrini beyan ederdi. Harp meclisine bile katıldıkları olurdu. Hatunların hükümdar Kut´una sahip oldukları kabul edilirdi. Bu yüzden ,hükümdar Kut´una sahip kadın anlamında “Terken” unvanına sahip olurlardı.

Orhun kitabelerindeki “Umay gibi anam Hatun’un Kut’una küçük kardeşim er oldu.” ifadesi, bu görüşü doğrular.

Hükümdar buyrukları, “Hakan ve hatun buyuruyor ki” ifadesiyle başlıyordu. Attila´nın hatunu Arıkan örneğinde görüldüğü gibi, Terkenlerin, kendilerine ait ikta vilayetleri, bunları idareye memur divan teşkilatları, askerleri ve kendi hazinelerine akan mühim gelirleri vardı.

Hatunlar gerektiğinde, devlet idaresini tek başlarına da yönetiyorlardı. Arap istilası sırasındada, oğlu Tuğ-Şad küçük olduğu için, anası Hatun, on beş yıl Buhara hükümdarı olarak tahtta kalmıştır. Bu süre içinde Araplarla savaşta bulunmuş, Çinlilerle de barış antlaşması imzalamıştır.
Hatunlar, siyasi işlere baktıkları gibi, adli işlere de bakıyorlardı.

Uygurlar  V11. asırda, devletlerini kurmadan önce, reisleri Alp İlteber savaşlarla meşgul olurken, anası Uluğ Hatun, ihtilaf ve davalara bakıyor; kanunlara tecavüz edenleri şiddetle fakat adaletle cezalandırıyordu. Bu sayede Uygurlar arasında nizam kurulmuş oluyordu.

Türk cemiyet hayatında kadın, bütün faaliyetlere serbestçe katılıyordu.
Bunun sebebi, kadına yönelik suçların en ağır şekilde cezalandırılmasıydı.

Fuhuşun olmadığı bu cemiyette, ırza tecavüzün cezası ölümdü.

Bu yüzden, kadın, hayatın her safhasında rahatlıkla yer alabiliyordu. Töreyle, kendisine yönelecek en hafif suç bile, büyük bir şiddetle cezalandırılıyordu. Böyle olunca, kadın erkeğiyle birlikte vatan müdafaası da dahil olmak üzere tüm faaliyetlere katılıyordu.

Bu özgürlük ortamında, iffet ve saygınlığın en üst noktasına çıkıyorlardı.

Türk ülkelerini ziyaret eden Marko Polo, İbn Batuta, İbn Fadlan gibi gezginler, bunları doğrular bilgiler vermektedir.

MARCO POLO ve TÜRK KADINI

13. yüzyılda Türk beldelerini dolaşan Marco Polo, Amu Derya nehrinin yukarılarında Kuzey Doğu’ya yayılan ve “Büyük Türkiye” diye tanımlanan yerleri ziyaret ederken Türk hükümdarlarının kızlarından şöyle söz eder: “Prenses öylesine güçlü ki tüm ülkede onunla başa çıkacak erkek bulmak güç. Çünkü kim çıkarsa hepsini alt etmektedir. Babası kendisini evlendirmek istediği halde o buna razı olmamakta ve (kendi beğendiği birini bulana kadar) hiç kimse ile evlenmek niyetinde olmadığını açığa vurmaktadır. Bundan dolayıdır ki babası ona yazılı olarak, dilediği erkekle evlenebileceğine dair söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki prenses, ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları, kendisiyle güç denemesine çağırmış ve kendisiyle başa çıkacak birini bulduğu zaman onunla evleneceğini açıklamıştır.”

 

CEVAP VER