“Evin bir köşesindeki hasır bile, çocuk doğurmayan bir kadından daha hayırlıdır”

0
424

Bir de Atatürk’ü anlamayıp siyasal İslamcılığın pompaladığı Osmanlıcılık hayalinin peşine takılan kadınlara hatırlatmam olacak.

Son günlerde kadın ve cinsellik üzerinde yine birtakım tartışmalar gündeme gelmektedir.

Kadınlara karşı bakışta dinci erkeklerden bazılarının derin algılarının altındaki bilinçaltı verilerini bilmeksizin kadın konusunu anlamak olanaksızdır.

Başını kapatmayan kadınların mezarda azap çektiği fetvasının verildiği, sokakta gezen hamile kadınların adeta lanetlendiği ortamda sağlıklı din anlayışının olamayacağı malumdur.

Ben de kadın konusu etrafında bazı çarpıcı gerçekleri ortaya koymak arzusundayım. Tahrik olma veya tahrik etme ve erkek ile kadın ilişkilerde sınır gibi konularda geleneksel İslam kaynaklarında nelerin bulunduğuna dair bir şeyleri söylemem gerektiğini düşünüyorum.

Ortaçağ Hristiyan dünyasında kadının cadı olarak diri diri yakılmış, üstelik vicdan dışı uygulamayı dinî gerekçelere bağlamak maksadıyla Katolikliğin başındaki papalık makamından fetvalar üretilmiş ve Malleus Maleficarum adlı şeytani bir kitap yazılmıştır. Hristiyan bağnazlığının başka bir versiyonu olan fanatik Arap yorumunda ve daha çok hadis külliyatına dayandırılan İslam fıkhında (hukuku) da kendi bünyesine seslenen birçok düzmece kitap yazılmış, kadının aşağılandığı fetvalar ortalığa saçılmıştır.

Eğer biraz din kitaplarının bolca olduğu yerleri gezseniz, dinci pazarların tezgâhlarında Mürşid-i Müteehhilin (Evlilere Rehber) adında ve içerisinde uydurma hadislerin olduğu kitapları görebilirsiniz. “Peygamberimiz buyuruyor ki” sözünün ne denli ilgi uyandırdığını bilen dinci yazarların, bu ifadeyi kitaplarında en etkili silah olarak kullandıklarını fark edersiniz. Dincilere ilham ve cesaret kaynağı niteliğinde olan, Allah’ın sözlerinin bile önüne çıkartılan ve İslam dünyasının gözüne gözüne sokulan, çoğu uydurulmuş olduğu açıkça belli, çağdışı ifadelerle kadını aşağılayan ve cinsel faşizmi körükleyen bazı hadislere de tanık olursunuz. Üstelik bu hadislerde kadınlar kötülendiği halde, tam tersi bir iddiayla “İslam’da kadının avantajlı yeri, hakları ve özgürlüğü” gibi aptalca yaklaşımlarla güya “İyi Müslüman kadın” reklamı yapıldığına hayret edersiniz.

Şimdi küçük bir kısmını vereceğim İslami kaynaklardaki kadına dair ifadeler, tahmin ederim herkesi hem şaşırtacak hem de üzecektir.

Bize bir fikir versin diye bazı uydurma hadis ifadelerini önünüze sunacağım.

Dinci çevrelerin bakışını ortaya koyan uydurma hadislerden bir kısmı şöyledir:

“Şüphesiz ki, evin bir köşesindeki hasır bile, çocuk doğurmayan bir kadından daha hayırlıdır.”

“Kocanın vücudu irinle kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olamaz.”

“Kadınları Allah nasıl geri bıraktıysa, siz de onları geri bırakınız!”

“Kadınlar olmasaydı, erkekler cennete girerdi.”

“Cuma günü öyle bir saat vardır ki, Allah kendisinden her kim ne isterse geri çevirmez. Yalnız kocası kendisine kızgın olan kadın müstesna.”

“Kadınlara uymak, pişmanlıktır.”

“Kadınlara danışın, onlarla tartışın ama söylediklerinin zıddını yapın!”

“Kadınlar olmasaydı, Allah’a hakkıyla ibadet edilirdi.”

Yalan ve uydurma hadislerden bir tanesinin analizi yapmak istiyorum.

Mesela, “Kadınlara danışın ama dediklerinin aksini yapın!” anlamlı hadisinin yalana dayalı olduğuna şüphe yoktur, çünkü bu ifadenin Hz. Muhammed’e ait olmadığını hadis kritiği yapan eserler ortaya koymuştur. Zaten siyer tarihi bu asılsız sözleri yalanlamaktadır. Örneğin, Hudeybiye günü çaresiz kalan Hz. Muhammed, eşi Ümmü Seleme’nin verdiği kesin ve doğru fikre uymuştur.

RADİKAL DİNCİLİKTE BAŞI AÇIK KADIN “CARİYE” HÜKMÜNDEDİR

İslam kaynaklarında “kadından tahrik olma” meselesine bakacak olursak yukarıda verdiğim örneklerin ötesinde ve bugün anlaşılması ve kabul edilmesi imkânsız bir kadın algısı ile karşılaşırız.

Kimi radikal İslamcı örgütlerde kadının statüsü her an cariyeliğe evrilme pozisyonundadır. Hele ki başını örtmeyen bir kadın onların nezdinde cariyeliğe layık görülmeye aday varlıktır. Çünkü başını örtmeyen ve tesettüre girmeyen kadınların İslam kaynaklarında geçen “Hür kadın” ehliyetine sahip olmayı ret ettiklerini ve kendilerini cariye konumuna indirdiklerini varsayarlar.

Öyleyse cariye sınıfına dâhil olan kadınlarla ilgili İslam hukukunun nasıl işlediğine bakmalıyız.

Cariyeler (köle kadınlar) için avret yeri (kapatması gereken vücut bölgesi) erkekler gibidir Göbekleri altından diz altına kadar olan kısmı örtmek durumundadırlar. Hür kadınların, yani onlara göre tesettürlü kadınların daha şerefli ve iffetlerine daha düşkün kabul edilmelerinden dolayı cariyelerin örtmesi zorunlu oldukları organlar ve beden bölgeleri daha azdır.

Bu cümleyle ne demek istiyorum?

İslam hukukuna göre cariyeler, tesettürlü kadınlara nispetle şeref ve iffet yoksunudur. Dolayısıyla radikal kaynaktan beslenen İslamcılara göre açık başlı bir kadın da cariye hükmünde olduğu için, sokaklarda başı açık gezen kadınlar saygıya değer özellikte olmayan mahlûklardır.

Gerçi cariyelerin başları dışındaki bütün yerlerini örtmeleri gerektiğini söyleyenler olduğu gibi (İbnü Kesir, 6/471), hür kadınlara benzer şekilde bütün bedenlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen İslam bilginleri de vardır. (Neylü’l-Evtar, 2/75; el-Bahru’I-Muhît, 7/250; Sâbûnî, 2/380)

“Müminlerin kadınlarına da söyle, cilbablarını (dışarıda giyilmesi gereken giysi) üzerlerine sarkıtsınlar…” (Ahzâb Suresi, 59) ayetinde hür kadınların cariyelerden ayrılması için evlerinin dışına çıkarken üzerlerine uygun giysi almalarının emredildiğine inanan bir kesim İslam hukukçusuna (Serahsî,el-Mebsûr, X/I51) paralel görüş bildirenler de cariyelerin bu hükme dâhil olmadığını  ileri sürmüşlerdir(Alûsî, Rûhu`l-me`ânî, XXI/89).

HALİFE HZ. ÖMER BAŞINI ÖRTEN KADINI DÖVMÜŞTÜR

Hz. Ömer başını örten bir cariye gördüğünde, ona sopasıyla vurarak, “Hür kadınlara benzemek mi istiyorsun? Başörtüsünü çıkar başından at! A kokuşmuş!” (Serahsî, age. X, 15l.) demesini örnek gösteren dinci radikallerin ruhundaki ana besinlerin ne olduğunu iyice anlamamız gerekir.

“Ömer in cariyeleri misafirlere, başları açık, bedenleri oynak halde hizmet ederlerdi” (Serahsî, age. X, 15l.) sözünü de aktaran kaynaklar, hem cariyeliğin resmini çizmekte hem de başı açıklığın, hatta “Oynak ve kıvrak hareket” etmenin o zaman insanı için belki de tahrik unsuru olmadığını göstermektedir.

Geleneksel ve klasik İslami kaynakların çoğunu elemesi, eleştirmesi, sorgulaması ve dine, akla, iz’ana ve vicdana sığmayanlara tavır alması gereken dinciler artık karar aşamasındadır; ya demode kalan ve açıklamasını kendilerine bile yapamadıkları kayıtları kabul etmede ısrarcı olacaklar, böylece insanlık tarihinde kendi kendilerini yok edecekler, ya da bilimsel düşünüşün kodlarına uygun rota çizerek onurlu kişilik örnekleri sergileyeceklerdir. Ayrıca şu “Hür Kadın” denilen statünün artık kalmadığınıda anlamalılar ve psikolojik dinsel saplantılardan arınmalılardır. Hz. Muhammed’in yaşadığı topluma hitap eden bazı ayetlerin iniş sebebindeki muhataplığın zamanımızda bulunmadığını idrak etmelidirler ve hükmü ortadan kaldırılan ayetlerdeki ilahî espriyi kavramalıdırlar.

Bir de Atatürk’ü anlamayıp siyasal İslamcılığın pompaladığı Osmanlıcılık hayalinin peşine takılan kadınlara hatırlatmam olacak.

Osmanlı’da ilk nüfus sayımı II. Mahmut zamanında yapıldığını ama erkek ve hayvanların sayıma dâhil edildiğini biliyor musunuz? Kadınları insan yerine koyan adamın ise Cumhuriyeti kuran Atatürk olduğunu ne zaman fark edeceksiniz?

İncil, Tevrat ve Zebur’u içine alan Kitab-ı Mukaddes’i 1666 yılında Türkçeye çeviren 4. Mehmet’in baş tercümanı Ali Bey’in şimdi orijinali Hollanda’daki Leiden (Leyden) Üniversitesi’nde bulunan kitabının yanına bir de Kur’an meali yazılma düşüncesinin niye oluşmadığını merak etmeyecek misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır’a Hak Dini Kur’an Dili’ni adlı Kur’an tefsirini kendi cebinden para harcayarak Türkçeye çevirten Atatürk’ü anlamak çok mu zor?

Nazif Ay

Odatv.com

odatv.com/evin-bir-kosesindeki-hasir-bile-cocuk-dogurmayan-bir-kadindan-daha-hayirlidir-20041843.html

CEVAP VER