Dünyayı sömüren bir hanedan: Siyasal islamcıların Rockefeller sevdası

0
453

Aytek Soner Alpan

David Rockefeller’ın 102 yaşında ölmesinin ardından hazırladığımız haberimizin ikinci bölümü ailenin genelde dünya gericiliğiyle, özelde ise Türkiye’deki islamcı hareketlerle girdiği ilişkiye odaklanıyor.

NELSON ROCKEFELLER’IN EISENHOWER’A MEKTUBU: OLTADAKİ TÜRKİYE

1956 yılında Nelson Rockefeller’ın ABD Başkanı Eisenhower’a yazdığı mektup, Harvey O’Connor’ın Petrol İmparatorluğu kitabında yayımlandı. Daha sonra New York Valisi ve ardından Ford yönetiminde ABD Başkan Yardımcısı olacak olan N. Rockefeller’ın ABD’nin dış politikasına dönük tavsiyelerini içeren bu mektubunu 1969 yılında Ant Dergisi Türkçe olarak yayımladı.

ABD’nin dış politikasının Sovyetlerin politikası ile kıyaslandığında özellikle Ortadoğu ve Asya’da pasif kaldığını iddia eden Rockefeller, Eisenhower yönetimini daha aktif bir dış politika izlemeye davet ediyor ve Avrupa’da uygulanan Marshall planına benzer bir “kalkınma programını” Asya ve Afrika için uygulamayı öneriyordu.

Rockefeller’ın önerdiği aktif dış politikada sosyalist olmayan ülkeler üç kategoriye ayrılıyordu. Birinci kategori, ABD’ye dost olan ve uzun süreli askeri paktlarla ABD’ye bağlanmış antikomünist hükümetlerin yönetiminde bulunduğu ülkelerdi. İkincisi, Sovyetler ve ABD arasında tarafsız politika güden ülkelerdi. Üçüncü kategori ise, açık sömürge ülkelerdi.

Birinci kategoriye örnek olarak Rockefeller Türkiye’yi göstermekte ve şöyle yazmaktaydı:

Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. Oltaya yakalanmış balığın daha fazla yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş bir iktisadi yardım, örneğin Türkiye’de bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu, ancak bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.

Her üç kategoride de izlenmesi gereken ortak stratejik adımlarsa şunlardı:

Her üç ülke grubuna da yapılacak geniş iktisadi yardımlarda, ABD’nin karşılık beklemeden yardım ettiği ve işbirliği yapmak isteğinde samimi olduğu intibaı yaratılmalıdır. Elimizdeki bütün propaganda olanaklarıyla durmaksızın, az gelişmiş ülkelere yapılan Amerikan yardımının karşılıksız bir yardım olduğunu, ard niyet taşımadığını bütün kafalara sokmalı, bu konuda hiçbir masraftan çekinmemeliyiz. Bu arada antikomünist çalışmalarımıza, ideolojik savaşa ara vermemeliyiz.

SİYASAL İSLAMCILARIN ROCKEFELLER SEVDASI

Dinin özellikle de İslam’ın Sovyet sosyalizmini etkin bir şekilde çevreleme politikasında işlevsel olabileceği fikri Rockefeller Vakfı tarafından farkedilmişti. Özellikle bugün “BOP” adıyla anılan “Geniş Ortadoğu”da Rockefeller sosyalizmin ve sosyalizme sempatiyle bakan “bağlantısız” akımların gelişmemesi için özel çaba sarf etmekteydi. Rockefeller bir yandan teknik modernizasyon için altyapı yatırımları yaparken diğer yandan ideolojik savaşı sürdürmekteydi.

Türkiye’de gericiliğin kök kurumlarından olan Sebilürreşad dergisi 1961’deki bir sayısında kapaktan Rockefeller’ın İslam çalışmalarına yapmış olduğu bağışı “Rokfellerin Teberruu” başlığıyla duyuruyor, içeriden de Pakistan’daki Kuran tefsiri için bağışlanan binlerce dolar için adeta takdir içeren bir not yayımlıyordu.

Sebilürreşad’ın aynı sayıda “Rusya’da dinsizlik” meselesine dikkat çeken bir yazıya yer vermesi, yine aynı tarihlerde sık sık ABD Kongresi’nin dualarla açılmasını, ABD dolarının üzerinde “tanrı” referansının bulunmasını ballandırarak anlatması, Türkiye’de siyasal islamcıların Amerikancılıklarına buldukları “Sovyetlere karşı imanlı ABD” mazeretinin net bir yansımasıdır.

1960’larda solun Rockefeller ve ABD emperyalizmine yaklaşımı ise Ant dergisinin bir sayısının kapağında görülebilir.

ROCKEFELLER VE KONTRGERİLLA

Rockefellerlar’ın ABD’nin çıkarlarını korumak için her yola başvuracak ve bu yolları teşvik edecek kadar gelişkin ve keskin bir sınıf bilincine sahip olduğunu söylemiştik. Bunun bir örneği de İkinc Dünya Savaşı sonrası CIA’in benimsediği “kontrgerilla” politikasının geliştirilmesinde bu ailenin üstlendiği roldür.

1970’lerin sonunda yayımlanmış olan Resmi Belgelerle Kontrgerilla ve MHP kitabında İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından yükseltilen antikomünist histerinin askeri olarak nasıl desteklenmesi gerektiği konusunda Rockefellerlar’ın öncü rolüne dikkat çekilir. Özellikle ABD’nin Kore’de aldığı yenilginin ardından bu tarz yenilgilerin yeniden yaşanmaması gerekiyordu. Bu nedenle ABD’nin çıkarlarını koruyacak hazır kıtalar el altında olmalıydı.

Amerika’nın Kore yenilgisi, emperyalist askeri uzmanları derin derin düşündürürken, Amerika’nın büyük tekellerinden Rockefeller grubu, 1956 yılında şu öneriyi getirdi: ABD’nin çıkarlarına uygun düşmeyen herhangi bir durumu düzeltmek için dünyanın neresinde olursa olsun derhal müdahale edebilecek yeteneklere sahip özel askeri birlikler kurulmalı. Bu özel askeri birliklerin gayet hareketli olması ve çeşitli yerel harbleri başarıyla sona erdirecek yetenekte olması gerekir. Rockefeller grubunun önerdiği özel askeri birlikler Amerikan kontrgerillasının ilk nüvesini meydana getiriyordu…

Bu planı hayata geçirmek pek de zor olmayacaktı. Zira ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki dışişleri bakanları ve önemli dış politika yapıcılarının neredeyse tamamı –bugün hala etkisini sürdüren Kissenger dahil– Rockefeller Hanedanı ve şirketleri ile ilişkiliydi. ABD dış politikasındaki etkisi artık açık olan CFR’nin en etkili ismi de kendisini “politik olmayan Rockefeller” olarak tanımlayan ve geçen günlerde ölen David Rockefeller’dı.

* * * 

ABD’de demokrasi, çevre, gençliğin politikaya katılımı gibi konularda “liberal” bir çizgi izleyen Rockefeller Hanedanı, ABD emperyalizminin ve dolayısıyla kendilerinin çıkarlarını dünya çapında korumak ve geliştirmek için gelişkin bir sınıf bilinciyle hareket etmiş, bu çıkarlar uğruna pek çok ülkede kanlı adımlar atılmasını planlayıp, bu planları hayata geçirmiştir.

Joel Andreas’ın Rockefeller Hanedanı’nı anlattığı Akıl Almaz Rocky isimli kitabının sonunda şöyle denmektedir:

Rockefellerlar insanları kendi elleriyle öldürmezler… Muhtemeldir ki kendileri şiddete başvurmayı hiç tasvip etmeyen insanlardır… Rockefellerlar yalnızca savaşların emrini verirler. Bombaları üreten şirketleri yönetirler… İnsanlara işkence eden diktatörleri yönetime taşırlar…

Rockefellerlar muhtemelen çevreyi kirletmezler. Sadece Standard Petrol’ü kar edecek şekilde yönetirler… Ki bu, havayı zehirlemeyi, okyanuslara petrol sızıntısını, evlerin yok edilmesini, eskimoların yerlerinden edilmesini ve insanları öldürmeyi gerektirir…

ABD’li şirketler tarafından pek çok Latin Amerikalıya günde 75 sentten az para ödenmektedir. Latin Amerika’da açlıktan ölen her insan Rockefellerlar’ın idare ettiği, koruduğu ve bundan kar ettiği sistem için ve o sistem tarafından öldürülmektedir…

Rockefellerlar muhtemelen tarihteki başka herkesten daha fazla sefalet ve ölüme sebep olmuşlardır ve ellerindeki kanı yıkamaya gerek görmemektedirler.

102 yaşında ölen David Rockefeller’ın “reis”i olduğu aileyi işte böyle biliyoruz.

Aytek Soner Alpan

http://haber.sol.org.tr/toplum/dunyayi-somuren-bir-hanedan-siyasal-islamcilarin-rockefeller-sevdasi-190075