Doları seven, Trump’a katlanır

0
178

Sözcü gazetesi yazarı Ege Cansen ”Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Osmanlı Devleti’nin Ekim 1875’de mali iflasını ilan ettiği “Ramazan Kararnamesi” benzeri bir KHK yayınlayacak noktaya gelmesi hepimizi çok üzer” dedi.

Kimi ekonomistler, IMF ile kredi görüşmeleri için 2019 sonunu olası bir tarih olarak işaretlerken, Sözcü Gazetesi ekonomi yazarı Ege Cansen de, “Ekonominin çarklarını dış borçla çevirmeyi “doğru ve vazgeçilemez” bir iktisat politikası kabul eden bir ülke, dövize sıkışınca IMF’ye gitmezse yanlış yapar” yorumunu dillendiriyor.

AKP ile Osmanlı arasında sık sık kurulan benzerliklerden birine değinen Cansen, “AKP, Osmanlı ise sonu da Osmanlı gibi olur” tezini okuyucusuyla paylaşıyor ve satırlarını şöyle sürdürüyor:

“Bu başlık çok hatalı bir algıya sebep olabilir. Sanki “Neo-Osmanlı” AKP’nin sonunun Osmanlı gibi olması, sadece AKP’lileri ilgilendiriyormuş gibi anlayanlar çıkabilir. Hangi siyasi partiye oy vermiş olursak olalım, Allah korusun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Osmanlı Devleti’nin Ekim 1875’de mali iflasını ilan ettiği “Ramazan Kararnamesi” benzeri bir KHK yayınlayacak noktaya gelmesi hepimizi çok üzer.”

Cansen, Londra’da bankerlerle yapılan ‘kredi’ görüşmelerinden ve borç istemekten kimse kimsenin gocunmadığını hatırlatıyor ve ekliyor:

“Washington’a gidip “Böyle günler için sermaye koyup üye olduğumuz” IMF’ye başvurmak, ne gariptir, ağrımıza gidiyor. Bu gayri iktisadi tutum, Türk milletine çok pahalıya patlıyor. Devlet bugün “dövizli tahvil” ihraç edecek olsa, dolara en az %7 faiz verecektir.

Özel sektör bunun 2 puan üstünü göze almalıdır. Zaten filli durum budur. IMF ile bir düzenleme yapmadığımız her gün bu maliyet daha da artmaktadır. Türk mali sistemi yaralıdır. Kan kaybetmektedir. Çakallar kan kokusu almıştır. 2009 krizinden sonra bırakın Yunan tahvillerinin düştüğü feci durumu, gayet sağlam sanayi ve turizm altyapıları olan İtalya ve İspanya’nın devlet tahvilleri bile yerlerde sürünmüştü.”

Şimdilik ekonomide iflası işaret eden bir durum olmadığına değinen Cansen, Türkiye ekonomisini yönetmenin zor olduğunu hatırlatıyor ve “Türkiye gibi “gelişmekte olan” ekonomileri gemiye benzetirsek, bunları kayalara çarpmadan, kuma oturtmadan, akıntıya kapılmadan hedefe doğru yürütmek, gelişmiş ekonomileri yönetmekten daha zordur” yorumunu yapıyor.

Türkiye gibi ülkelerin kaderine, para kaynaklarını elinde tutan zengin devletlerin hakim olduğunu savunan Cansen, döviz girdisi sürdüğü müddetçe değirmenin çarklarının döndüğünü, para akışındaki azalma halinde ise ‘içte kükreyenlerin’ gerçekte ‘süt dökmüş kedi’ olduklarını kaydediyor.

Ekonominin dış borç almadan büyüyüp büyüyemeceğine dairse, Cansen tespitlerini şöyle sürdürüyor:

“AKP (Cumhurbaşkanı Erdoğan diye okuyun) yandaşı veya karşıtı iktisat profesörü, doçenti, doktoru veya uzmanı 1000 kişi ile yüz yüze görüşme yapılsın. Kendilerine ekonomimiz “Cari açık vermeden, yani net dış borç almadan, arzuladığı hızda büyüyebilir mi?” diye tek bir soru sorulsun. İddia ediyorum %99’u “Mümkün değildir” diyecektir.

İşte içinden bir türlü çıkamadığımız “faiz-devalüasyon-enflasyon” sarmalının kök sebebi bu “öğrenilmiş çaresizliğimiz” dir. Gerçekte bunun tam tersi doğrudur. Yani Türkiye “cari fazla vererek” Çin kadar hızlı büyür. Lakin Türkiye bugün “dış-borç-kolik”tir. Profesörler haklıdır(?). Döviz ve TL faizleri artmalıdır ki “taze döviz” gelsin. Dış-borç-kolik, döviz krizine girince, kendisine alkol (yeni dış borç) verilince hemen rahatlar. Ama borç-koliklikten kurtulamaz.”

Ege Cansen

CEVAP VER