Bize neden silah satmak istediklerini bu itirafla anlayacaksınız

0
149

“Sanayi casusluğu, ‘bahşiş-rüşvet’ ilişkisi ve savaş kışkırtıcılığı…”

Dr. Naci Yorulmaz’ın kaleme aldığı ilk kitabı “Büyük Savaşın Kara Kutusu – 2. Abdülhamid’den 1. Dünya Savaşı’na Osmanlı Silah Pazarının Perde Arkası” Kronik Kitap etiketiyle okurla buluştu.

Dr. Yorulmaz, Osmanlıca, İngilizce ve Almanca kaynakların eşliğinde yakın tarihin daha önce ele alınmamış bir konusunu, 2. Abdülhamid döneminden I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı silah pazarının perde arkasını araştırıyor.

Alman askeri danışmanların, dış temsilciliklerin silah pazarında oynadıkları etkin rolü, şahsi diplomasinin hem dış politika inşa sürecindeki hem de silah satışlarındaki belirleyici gücü ve silah satışlarının politik şantaj malzemesi olarak nasıl kullanıldığı kitapta gün yüzüne çıkıyor.

Yorulmaz’ın çalışmasında Mauser tüfek fabrikasının 1886 yılında Osmanlı silah pazarına girişi, Alman General von der Goltz ve Paul Mauser’in Osmanlı silah pazarını ele geçirmek için nasıl çalıştıklarına dair kendi itirafları bulunuyor.

İşte Dr. Yorulmaz’ın kitabında Goltz ve Paul Mauser’in kişisel ilişkileriyle Osmanlı pazarında kurduğu Alman nüfuzuna dair General Goltz’un itirafı: 

“Özetle söylemek gerekirse, Alman dışişlerinin, Şansölye’nin ve Alman askeri danışmanların açık desteğini alan Mauser tüfek fabrikasının 1886 yılında Osmanlı silah pazarına girişi her bakımdan nev-i şahsına münhasır (sui generis) bir başarı hikâyesidir aslında.

Özellikle, Alman sanayiciler ve askeri personel arasındaki yakın ilişkiler Alman silah üreticilerin başarılı olmasına katkı sağlayan en başat etkenlerdendir.

Sanayi casusluğundan, “bahşiş-rüşvet” ilişkisine kadar, rakip firmanın ürünlerinin açıktan kötülenmesinden savaş kışkırtıcılığına kadar her türlü manipülatif aracı gündeminde tutan ve kullanmaktan da çekinmeyen Alman tarafı pazar mücadelesinin galibi olmuştu. Bu anlamda şahsi katkının çerçevesini en iyi çizen cümleyi Goltz Paşa’nın 29 Mayıs 1913’te ölen Paul Mauser için kaleme aldığı taziye mektubundan okuyabiliriz: ‘Ben ve Paul Mauser’ diyordu Goltz Paşa, ‘Doğu’da (Osmanlı İmparatorluğu) Alman ismini ve nüfuzunu daha da kuvvetlendirmek amacıyla birlikte çaba sarf ettik.’195 Goltz Paşa haklıydı. Bu iki isim ‘Alman ismini ve nüfuzunu Doğu’da (Osmanlı İmparatorluğu’nda) daha da kuvvetlendirmek’ amacıyla Şansölye Bismarck’ın öngörü ve liderliğiyle oluşturduğu ve uzun süre ‘şefliğini’ yaptığı ‘barışçıl sızma’ orkestrasının en önemli aktörlerdendi. 1890 yılına kadar da bu orkestranın şefliğini tartışmasız bizzat Şansölye Bismarck’ın kendisi yapmıştı. Ancak 1890 yılında istifaya zorladıktan sonra orkestranın şefliği genç Kayser II. Wilhelm’e kalmıştı.”

Odatv.com

CEVAP VER